Erkek tipi saç dökülmesi ailesel, ırsi ya da genetik saç dökülmesi olarak adlandırılabilir ve erkeklerde görülen dökülme probleminin 95%’ini oluşturmaktadır. Nedeni, erkeklik hormonu olan testosteron ile ilişkili olup, genellikle 16 ila 30 yaş aralığında daha baskın olarak ortaya çıkmaktadır. Özellikle ailesinde kellik problemi olan bireyler saç dökülmesi riski ile karşı karşıyadır. Erkek tipi saç dökülmesi testosteron denilen erkeklik hormonunun 5 alfa redüktaz enzimi aracılığıyla Dihidrotestosteron’a (DHT) dönüşmesi ve saç kılıfındaki reseptörlerin DHT ’ye olan duyarlılığı sonucu meydana gelir. Saç tellerinde incelme ve şakak bölgesi veya tepe bölgesinde saç hacminde azalma ile kendini gösterir ve önlem alınmazsa kellik kaçınılmaz olur. Erkek tipi saç dökülmesi tedavisi, ömür boyu süren bir tedavidir. Kullanılan ilaçlar bırakıldığında tedavi ile tekrar çıkan saçları da kaybetme ihtimali yüksektir. Genetik etkenlerin yanı sıra uykusuzluk, stres, sigara ve alkol kullanımı, beslenme şekli de saç kayıplarını tetikleyebilmektedir. Erken yaşlarda başlanan takviye tedavileri ile mezoterapiler ve PRP tedavisi dökülme hızını yavaşlatır. Kelliğe gidecek süreyi uzatır.
Erkek tipi saç dökülmesi kadınlarda da görülmektedir. Kadınlarda görülen erkek tipi saç dökülmesinin ana nedeni androjen hormonunun normalden fazla salgılanmasıdır. Çeşitli sebeplerle ortaya çıkan bazı hormonsal dengesizlikler söz konusudur, ancak genetik bir yatkınlık da vardır. Genellikle ergenlik döneminde başlar, saç kalitesi düşer, saçlar zayıflar, incelir ve zamanla kellik gelişir. Kadınlarda görülen erkek tipi saç dökülmesi genel olarak kafanın tepe kısmından başlayarak arkaya doğru devam eder. Tepeden enseye doğru devam eden saç dökülmesi kalıcı bir dökülmedir. Kadın tipinde de erkeklerdeki gibi bir tedavinin yanında hormonal tedavilerin de eklenmesi ile başarı oranları artırılabilmektedir.
Medikal estetik, bu yıpranmaları onararak kozmetik olarak vücudun en güzel haline kavuşmasını sağlayan tedavileri kapsayan bir alandır.
IV Therapy, damar yolu aracılığıyla vitaminlerin, minerallerin, aminoasitlerin ve
antioksidanların doğrudan dokulara gittiği ve % 90’nın üzerinde emilim oranıyla sonuçlanan, vitamin, mineral ve antioksidanları dokulara iletmenin en hızlı ve en etkili yoludur. İnsan vücudu kimyasallardan, radyasyondan ve diğer faktörlerden kaynaklanan hasarı sürekli olarak onarır.